Verimli öğrenmenin sağlanmasında kaygının zararları

Kaygı konusuna değinmeden önce, yakından alakalı olan, genel uyarılmışlık halinden söz etmek istiyorum. Genel uyarılmışlık hali; kişinin verimli bir öğrenme gerçekleştirebilmesi için hazır olmasıdır. Bilincin açık ve tamamen uyanık olması, enerjinin yapılacak işe verilmesi olarak ta tanımlanmaktadır. Ders yapmak istemeyen öğrenci, aslında yeterli uyarılmışlık düzeyine ulaşmamış öğrencidir.

Verimli bir öğrenmenin sağlanması için, kişinin genel uyarılmışlık halinde olması, gerekli motivasyona sahip olması ve dikkatin öğrenilen konuya odaklanmış olması gerekmektedir.

Kaygı belli düzeyler arasındayken, öğrenme sürecine olumlu etki etmekte ve verimli öğrenmeyi sağlamaktadır. Öğrencinin hiç kaygı duymaması yada yüksek düzeyde kaygı duyması ise, algı ve dikkatin (öğrenilene) odaklanmasını engellemekte, yani öğrenme sürecini aksatmaktadır.

Öğrenci, yüksek kaygısı yüzünden öğrenilenlere dikkatini verememektedir. Kaygı genel uyarılmışlık halini bozmakta, ayrıca yüksek kaygı ile baş etmeye çabalayan zihin, öğrenilen bilgileri hafızaya doğru kodlayamamaktadır.

Birçok alanda karşılaşılabilen bu duygu kendini çok çeşitli biçimlerde gösterebilmektedir. Örneğin matematik kaygısı, sosyal kaygı, bilgisayar kaygısı ve yabancı dil kaygısı gibi. Bu farklı türde ki kaygılar, aslında aynı ortak temelden, başarısız olma korkusundan kaynaklanırlar.

Kaygılı çocukların ortak özellikleri

  1. Diğer çocuklarla karşılaştırıldığında gerginlik veren durumlarda kendilerini rahatlatmakta güçlük çekerler.
  2. Kaygı bozukluğu yaşayan birçok çocuğun yaratıcılığı diğer çocuklara nazaran daha gelişmiş olmasına rağmen endişeyle başa çıkabilmek için yaratıcı planlar yapamazlar.
  3. Yaratıcı plan yapabilmiş olsalar bile çabuk pes ederler çünkü kendi duygularıyla baş edemezler ve sonucu hemen görmek isterler.
  4. Endişe duydukları durumlarda duygularını kontrol altına alıp bu hisleri aza indirgedikleri zaman bile kendilerini başarılı hissetmezler.

Kaygı ile korku genellikle birbirine karıştırılmaktadır. Aralarındaki en önemli fark; korku, bilinçli olarak tanınan, belirli bir tehlike (genel olarak dış baskı veya tehlike) karşısında ortaya çıkan heyecansal bir tepkidir. Kaygı ise kişi tarafından bilinmeyen, belli olmayan, objesiz tehlikelere karşı verilen heyecansal bir tepkidir.

Unutulmamalıdır ki; kaygı daha genel bir durumdur, korkudan daha şiddetli ve daha uzun sürelidir.

Kaygının nedenleri ayrı bir yazı konusudur. Lakin en sık rastlanan neden maalesef, ailedeki kaygının çocuğa yansımasıdır. Lütfen (belki) haklı saydığım konulardaki kaygılardan ötürü dahi, küçücük bedenleri etkilemeyiniz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir