Tatilde eğlenmek, gezmek bulaşıcı hastalıklara maruz kalmak

Bugün yazmak istediğim konu büyük şehirlerdeki çocukların bulundukları kalabalık eğlence merkezlerindeki bulaşıcı hastalık riskleridir. Nezle, grip, bademcik iltihabı, orta kulak iltihabından tutunda zatüreye kadar pek çok solunum yolu hastalıkları ve kızamık, su çiçeği gibi özellikle çocuklarda yayılma riski olan hastalıkların bulaşması için elverişli ortamlara sahip bu eğlence merkezleri, gün içinde on binlerce insanın dokunarak birbirine virüs ve bakteri bulaştırmalarına sebep olmaktadır.

 

Tabi ki bir kız çocuğu babası olarak buralardan çocuklarımızı uzak tutmakta zorlandığımızı ve bazı günler mecbur kaldığımızın farkındayım. Lakin uzmanların söylediklerine kulak verince üstünü sıkı giyindirerek açık hava bir yere eğlenmeye gitmenin ya da en azından daha tenha yerlerde eğlenmenin ne kadarda önemli olduğunu fark ediyorum.

 

Avm’lerde ve içerisindeki eğlence merkezlerinde geçireceğiniz kısıtlı süreler için yanınızda anti-bakteriyel jeller bulundurmanız, eğlence süresinin yanında faydalanılan araçların adedini de kısıtlı tutmanız, sonrasında ivedilikle elleri yıkamanız, hastalıklara iyi birer korunma tedbirleri olarak sayılacaktır. Sanırım en iyi tedbir buralardan uzak durarak, eğlenceli hale getirebileceğiniz yürüyüş vb açık hava aktivitelere yönelmek olacaktır.

 

 

Sihirli Hayvanlar Okulu – Haftanın Kitabı

Bu günden sonra düzenli olarak yeni çıkmış kitaplarından bazılarını okuyucular ile paylaşmak istiyorum. Bugün ki kitabımız bir Almanca çevirisi olan “Sihirli Hayvanlar Okulu” yanılmıyorsam kitap çevirmen “Suzan Cenani Alioğlu”nun ilk çocuk kitabı çevirisi ama elinden güzel bir iş çıkmış olduğunu düşünüyorum.

 

Yeni bir okula başlamış olan kahramanımız “İda” bu okulda hiç mutlu değilken, öğretmeni “Bayan Cornfiled” tarafından inanılmaz bir maceraya çağrılıyordu. Sihirli Hayvanlar Dükkanı’ndan yardımsever “Tilki Rabbat”ı alan “İda” ve yırtıcı bir hayvan isteyen “Benni” ile maceraya girmek eminim pek çok küçük arkadaşımızda okuma hevesi oluşturacaktır.

 

Şimdiden eğlenceli okumalar diliyorum.


Özgüven geliştirmede anne – babalara öneriler

Özgüven nedir, ne işe yarar ve çocuk için  ne kadar önemlidir? Konularına değindikten sonra, özgüven duygusu gelişmiş çocuklara sahip olmak isteyen anne-babalara tavsiyelerde bulunmak istiyorum. Direk bu sayfaya gelen okuyucuların, özgüven ile alakalı yazımızın, önceki bölümlerini de okumalarını tavsiye ediyorum.

Anne Babalar Ne Yapmalı?
[bullets type=”star”]

  • Çocuğunuzu İyi Tanıyın! Başkaları İle Kıyaslamayın

Çocuğunuzu yetenekleri ve sınırlıkları ile iyi tanıyın. Beklentilerinizi bu sınırlıklara göre belirleyin. Asla başka çocuklar ile kıyaslamayın. Kendisi kıyasladığında dahi müdahale edip, herkesin farklı olduğunu ve her şeyi yapamayacağını anlatın. Sınırlıklarını tanımasını sağlayıp geliştirmesi için yüreklendirir iken baskı yapmamaya özen gösterin.

  • Açık Olun! Koşulsuz Şartsız Sevin Çocuğunuzu

Çocuğunuz istediğiniz gibi biri olmazsa, onu sevmeyeceğiniz fikrini taşımasın. Akıllı, uslu, başarılı olan çocuğun sevileceğini düşündürmeyin. Ona duyduğunuz sevginin, onun varlığına duyduğunuz sevgi olduğunu bilsin. Yetişkinler bile empati yoksunu iken, ondan duygularınızı anlamasını beklemeyin. Anlayacağını düşünerek mesajlar vermek yerine, duygularınızı açıkça ifade edin. (Böyle davrandığında endişeleniyorum, üzülüyorum, korkuyorum vb.)

  • Dikkatli Dinleyin! Önemsediğinizi hissettirin

Çocuğunuz sizinle konuşurken, başka işlerle uğraşmayın. Bütün dikkatinizi ona verin. Önemsediğinizi hissettirin. Ama hocam bizimki hiç susmuyor ki diyor olabilirsiniz ama onu önemsemediğinizi hissederse, “Neden bizimle hiçbir şeyini paylaşmıyor” demeye başladığını günler yakındır demektir.

  • Güven Duyun! Cesaretlendirin

Çocuğunuza güvenin. Bu güveni hissettirin. “Benim oğlum-kızım hata yapmaz” cümlesi, güven duygusu vermekten uzak ve hatta pedagojik olarak yanlış bir cümledir. Sorumluluk almasına ve başarıyı yakalamasına etken olacak ortamlar hazırlayın.

  •  Yanlış Yapmasına İzin Verin! Risk Alsın

Başarmak için, denemek ve hatalardan ders almak, sonra tekrar denemek gerekir. Çocuğunuza sınırlı riskler alabilmesini öğretin. Yeni deneyimler kazanması için yüreklendirin. Bu deneyimlerde yapacağı hataların, nasıl tecrübeye dönüşeceğini anlatın. Hem ayrıca böyle bir bakış açısına sahip ailede, çocuklar rahatlıkla ebeveynlerine hatalarından bahsedebileceklerdir.

  • Suçlamayın! Tartışın

Çocuğunuz yaptığı hatayı paylaşmak için  karşınıza geldiğinde, yargılayıp suçlamak yerine, konuyu tartışmaya açın. Nerede hata yapıldığı üstüne konuşmak, hatanın tekrar edilmemesinde (suçlamaya göre) daha etkili olacaktır. Yapılan hatanın oluşma nedeni yerine, çocuğun kişiliğine etki edecek saldırılarda (Sende beyin yok, kafan çalışsa böylemi olurdu?) bulunmak, özgüveni yıkacaktır.

  •  Cesaretlendirin! Takdir Edin

Sadece özel davranışlarını veya başarılarını değil, küçük dahi olsa güzel ve doğru davranışlarını da takdir edin. Ama bu yaptığı her şeyi takdir etmeniz anlamına da gelmesin. Davranışların dışında genel durumu veya ilerlemesi konusunda da cesaretlendirin. Davranışın övülmesinin, cesaretlendirmek olmadığını hatırlatmak istiyorum. Direk çocuğun şahsını övmek cesaretlendirir. (Okumanı hızlandırmak için, her gün fazladan bir saat okuma yapman, hepimize sorumluluk sahibi ve çalışkan bir çocuk olduğunu gösterdi. Seninle gurur duyuyorum.)
[/bullets]

Özetle; ailesi tarafından koşulsuz sevilen, önemsenen, fikirlerine değer verilen, yargılanmayan, kıyaslanmayan, güven duyulan, sorumluluk alan, cesaretlendirilen, sahip olduğu özellikleri ile kabul edilen çocuklarda özgüven duygusu gelişir. Aksi durumlardaki çocuklar da ise gelişmez diyebiliriz sanırım.

Birinci bölüm:Özgüven nedir, ne işe yarar?

İkinci bölüm:Çocuk için özgüven ne kadar önemlidir?

Çocuk için özgüven ne kadar önemlidir?

Bir önceki yazımızda “Kişilerin, başarılı, mutlu ve dengeli hayat sürmesinde, kendilerine duydukları özgüven ile doğru orantılı bir ilişki vardır. İnsanlar, yaşamlarından keyif alabilmek için bu temel duyguya ihtiyaç duyarlar” demiştik.

Özgüven; yaşamın ilk yılları olan çocukluktan başlayarak, sürekli gelişen ve değişen bir duygudur. Çocukluk dönemi, güven duygusu için, yaşamın diğer dönemlerine göre daha kritik bir dönemdir. Eğer ki çocukluk döneminde bu duygunun gelişmesine olanak tanınmaz ise ileriki yaşlar için (belki de) onarılması mümkün olmayan sonuçlar doğabilir.

Özgüven eksikliği yaşayan çocuklar (ve hatta kimi yetişkinler), özgüven eksikliğinin, doğuştan gelen bir kişilik özelliği olduğuna inanıp, kabullenirler. Oysa çocuklar, gösterdiği davranışlar karşısında, çevreden aldığı tepkilere göre, kendisi hakkında (olumlu ya da olumsuz) bir benlik algısı oluşturur ve bu algıya göre özgüven geliştirirler.

Özgüven eksikliği yaşayan çocuklar; duygusal-sosyal alanda ve okul hayatında, zorluklar yaşamaya başlarlar. Özgüven eksikliğine göre, “Aşırı Kontrollü Davranış” ya da “Aşırı Kontrolsüz Davranış” gösteren kişilikler geliştirirler.

Aşırı Kontrollü Davranışlar
[bullets]

  • Anne ve babaya bağımlı olmak
  • Utangaç ve içine kapanık davranmak
  • Kendini diğer çocuklardan aşağı görmek
  • Uyum sağlayamamak
  • Yanlış yapmaktan ve başarısızlıktan kaygı duymak
  • Alışık olmadığı yeni bir durumla karşılaştığında ürkek davranmak
  • Yeni ortamlara girmekte isteksiz davranmak
  • Yeni çocuklarla tanışma ve kaynaşmakta sıkıntı çekmek
  • Sürekli başkalarını memnun etme çabası içinde olmak

[/bullets]
Aşırı Kontrolsüz Davranışlar
[bullets]

  • Yalan konuşmak
  • Zorbalık etmek
  • İnsanlara üstünlük taslamak
  • İş birliğine yanaşmamak
  • Aşırı ve ısrarcı bir biçimde yardım istemek
  • Okula gitmek istememek, okuldan kaçmak
  • İnsanları sürekli sorgulamak ve yalancılıkla suçlamak
  • Kendi hataları için dahi başkalarını suçlamak
  • Okul araç gereçlerini bilerek özensiz kullanmak
  • Çabuk sinirlenebilir olmak ve öfkesini kontrol edememek
  • Hata yaptığı ortaya çıktığından, aynı hatayı yapan herkesi ispiyon etmek
  • Arkadaşlarına karşı saldırgan davranışlarda bulunmak

[/bullets]
Aşırı kontrolsüz davranış gösteren çocuklar, genellikle problem öğrenci olarak dikkatleri üstüne çekerler. Sınıfta (ya da ailede) bu sorunların çözümüne yönelik araştırmalar yapılırken, (tesadüfende olsa) doğru tespitte bulunarak ve gerekli tedbirler alınarak, çocuğa yardımcı olunmaktadır. Buna istinaden, fark edilmediğinden ötürü yitirilen çocuklar, genellikle “Aşırı Kontrollü Davranışlar” (en sık karşılaşılanı çekingenliktir) gösteren çocuklardır. Çoğu zaman bu davranışlar, edepli-ahlaklı olmak, mütevazilik, mahcubiyet veya akıllı-uslu olmakla karıştırılmaktadır. Hatta toplumumuzda ki insanların genelinde görülen özgüven eksikliğinin, çocuğun gösterdiği davranışları, doğru okuyamayan ebeveyn-öğretmen’den kaynaklandığını düşünmekteyim.

Çocuklar, sosyal yaşantıları sırasında kimi zaman haksızlığa uğrayabilirler. Lakin uğradıkları haksızlığın etkileri, çocuğun ailede kazandığı özgüvenle alakalıdır. Ailesi tarafından sevilip, değerli bulunduğu hissettirilen çocuklar, yaşadığı haksızlıklardan etkilenmeyecek ya da etkilense dahi etkisinden çabuk kurtulacaktır.

Unutulmamalıdır ki özgüvenli çocuklar, gelecekteki mutlu, huzurlu ve sağlıklı toplumun yapı taşları olacaklardır. Bu yüzden çocukların, barınma ve beslenme ihtiyaçları kadar önemli olan, özgüven duygusunun sağlanması, özlenen ve istenen toplumun oluşması açısından, ebeveyn ve öğretmenlerin en önemli sorumluklarındandır.

Üçüncü bölüm: Özgüven geliştirmede anne – babalara öneriler

Özgüven nedir, ne işe yarar?

Aslında “çocuklarda özgüvenin önemi ve sonuçları”nı içeren uzun bir yazı yazmak için geçtim klavyeye ama okunması sıkıcı olur ya da okunmaz diye endişe ederek, yazıyı bölmek ihtiyacı hissettim. Yazının sonunda bir sonraki bölümün bağlantısını paylaşacağım. Umarım okuyanlara faydalı olur.

Özgüven; sabit kalan, değişmeyen bir duygu ya da durum değildir. Ortama, duruma veya zamana göre değişen, farklı güven duyguları olabilir. Herkesin,kendine güvendiği ya da güvenmediği zamanlar olabilir. İnsanlar yaşantıları boyunca, bazı alanlarda (akademik başarı, hitabet) kendine güvenip, diğer alanlarda (spor, dans, sosyal ilişkiler) güvensiz olabilirler. Bazen de tam tersi de söz konusu olabilir.

Özgüveni yüksek kişiler, kendisiyle ilgili olumlu düşünebilen, İç görüsü yüksek, yeteneklerinin ve sınırlarının farkında olan, kendini kabul etmiş kişilerdir. Yeteneklerine olan güvenleri sayesinde başaracaklarına inanarak hareket ederler. Bu yüzden yaptıklarında, başkalarının onayına ihtiyaç duymaz, kendilerini başkalarına kabul ettirmek endişesi-çabası da taşımazlar.

Oysa tam tersi durumda olan güvensiz kişiler, kendilerine değer vermeyen, yetenek ve sınırlarının farkında olmayan,(bu yüzden) devamlı olarak başarısız olma kaygısı taşıyan kişilerdir. Kendileri hakkında oluşturdukları duygu ve yargıları, diğer insanlardan aldıkları geri bildirimlerle alakalıdır. Bu yüzden (başarısız olma korkusundan dolayı) ya hiç harekete geçmezler, ya da sadece insanlarda (olumlu) bir izlenim bırakmak adına bir şeyler yaparlar.

Özgüven; Kişinin kendine verdiği değeri gösteren ölçütlerden biridir. İnsanlar sahip oldukları zevke göre, bir rengi, yemeği, çiçeği, eşyayı vb. sevmediklerinde, rahatsızlık hissetmezler. Oysa kendilerine ait bir özellikten hoşlanmadıklarında ki bu özellik değiştiremeyecekleri bir özelliktir çoğu zaman, iç dengeleri bozulur, huzursuzluk yaşarlar ve öz güvenlerini yitirirler.

Özgüven, insanlar için  temel ve hatta en önemli duygusal gerekliliklerinden biridir. Herkes, kendine güvenen, (her ortamda ve karşılaşabileceği her durumda) kendini daha iyi hisseden ve daha rahat ifade edebilen biri olmak ister. Kişilerin, başarılı, mutlu ve dengeli hayat sürmesinde, kendilerine duydukları özgüven ile doğru orantılı bir ilişki vardır. İnsanlar, yaşamlarından keyif alabilmek için bu temel duyguya ihtiyaç duyarlar.

 

İkinci bölüm: Çocuk için özgüven ne kadar önemlidir

Uyku bozukluklarının öğrenmeye etkisi

Her ne kadar “neden uyuyoruz?” sorusunun cevabı tam olarak bulunmamışsa da, uykunun vücudun temel ihtiyaçlarından biri olduğu kabul edilen bir gerçektir. Özellikle çocuklarda uyku ihtiyacı yetişkinlere oranla daha fazladır. Çocuklar diğer pek çok faydanın dışında, uyuyarak büyürler (ninniler yalan söylemiyordur sanırım), uyuyarak sağlıklı kalırlar ve uyuyarak akademik başarıya erişirler. Ben mesleğim gereği, uykunun çocuklarda ki okul başarısına olan dolaylı etkisinden bahsedeceğim.
 
Uyku bozuklukları en fazla “Dikkat ve Hatırlama” becerisini etkilemektedir. Uykunun hafıza ve hatırlamayı etkilediğini kanıtlamış pek çok çalışma vardır. Öğrenme, bilgiyi algılama, kaydetme ve hatırlama sürecidir. Uyku sorunu yaşayan bir öğrenci, ne kadar arzu etse de dikkatini tam olarak öğrenilen konuya veremeyecek, dolayısıyla algılamada sorun yaşayacaktır. Ayrıca fazlaca etüt ve tekrarla öğrenmiş saydığımız bir bilgiyi de ya hatırlamakta zorlanacak ya da lüzumsuz bir zamanda hatırlayacaktır. (Tanıdık geldi değilmi?) Yapılan bazı araştırmalarda, uyku bozukluklarının “kelime haznesi gelişimi” ile “ezberleme ve öğrenme yeteneği”nin azalmasına da yol açtığı saptanmıştır.
 
Uyku bozukluklarının bir diğer etkisi ise Dürtüselliktir. Genel bir pencereden bakarsak, Dürtüsellik; davranışlarını planlama, isteklerini erteleyebilme, kendini durdurabilme becerilerinde güçlük olarak tanımlanmaktadır. Dürtüsellik problemi kendini, sınıfta söz hakkı almadan konuşma, oyunlarda sırasını bekleyememe, sırasında oturamama ve karşıdakinin konuşmasına müsaade etmeden sözünü kesme şeklinde gösterebilir. Sınıf içerisinde gösterdiği bu davranışlar neticesinde, hem kendisi için hem de sınıftaki diğer arkadaşları için öğrenimi engellemiş olur. Ayrıca sınavlarda sorulara düşünmeden yanıt verdiği için çoğunlukla bildiği konularda bile yanlış cevaplar verir. Böylece ders notları düşer. Zaten bir zaman sonra becerileri hakkında olumsuz duygular beslemeye başlayacak ve kendini gerçekleştiren kehanet (öğrenilmiş çaresizlik) yaşanacaktır.
 
Şunu da eklemek istiyorum; dürtüsellik sorunu yaşayan çocuklara davranışlarının nedenlerini sorduğumuzda, aslında böyle davranmak istemiyorum ama istesem de kendimi durduramıyorum şeklinde yanıtlar alırız. İnanması güç gelebilir ama, bu çocuklar gerçekten davranışlarını kontrol etmek isteseler bile, içsel denetimlerini yapmakta zorlanıyorlar. Bu nedenle de hem akademik hem de sosyal-duygusal alanda problemler yaşıyorlar.
 
Uyku bozuklukları; Algı, Dikkat, Hatırlama, Dürtüsellik ile öğrenmeye etki etmekte, ayrıca Huysuzluk, Utangaçlık vb ile de sosyal ilişkilere zarar vermektedir. Tüm bunların sonucunda okul performansı düşmekte ve öğrenci başarısız sayılmaktadır. Araştırmalar, sadece birkaç gün süren uyku yoksunluğunun bile net düşünebilme yeteneğimizi engellediğini söylemektedir.
 
Uyku bozuklukları; Geceleri uykuya dalmakta güçlük, sıklıkla uykudan uyanmak, çok erken uyanıp tekrar uyuyamamak, yeterli miktarda uyunmasına karşın dinlenememek, olağandan çok miktarda uyumak, solunumla ilişkili uyku bozuklukları, Uyku Kaygısı (kabuslar), Uykuda korku bozukluğu (uyku terörü), uyurgezerlik olarak sıralanabilir. Araştırmalarımdan öğrendiğime göre, solunumla ilişkili uyku bozuklukları, en sık karşılaşılan ve çözümü (diğerlerine oranla) daha kolay olan problemlerdir.
 
Son olarak hatırlatmak isterim ki ilkokul çağındaki çocukların, uyuması gereken süre 10-11 saattir. Mümkünse karanlıkta uyumasını sağlayınız. Böylece Melatonin hormonundan da yoksun kalmamış olacaktır. Eğer ki çocukta karanlık korkusu varsa, odayı düşük kırmızı ışık ile aydınlatmanız, beyaz ışıkla aydınlatmanıza göre (uyku kalitesine) daha az zarar verecektir.
 

Duygu kontrolünde Trafik Lambası yöntemi


 
Dikkat konusu, ve dikkati geliştirme konuları hakkında araştırma yaparken,  yabancı bir sitede Daniel Goleman’ın dikkat ile ilgili kısa bir videosuna rastladım. Goleman bu videoda dikkatin vücudumuzdaki herhangi bir kas gibi olduğunu ve  kimi akıl egzersizleri ile geliştirilebilceğini söylüyordu.
 
Videoda Golemanın örnek verdiği Trafik Işıkları yöntemi ilgimi çekti. Duygularını kontrol edebilme yeteneğini (özellikle öfke kontrolü) kazandırmak adına, yöntemi sınıfımda uygulamaya karar verdim. Sonuçları daha sonra ki bir yazıda paylaşacağım.
 
Videoyu Türkçeye çevirmeme yardım eden, değerli meslektaşım Sercan GÜLBAY’a teşekkür ederim. Ayrıca kendimce poster olabilecek bir çalışma hazırladım. Powerpointte hızlı bir şekilde hazırladığım bu basit posteri paylaşıyorum. Posteri indirip geliştirenler, mail ile bana ulaştırabilirler ise sayfadan yayınlarız.
 

[download]TRAFİK LAMBASI POSTERİNİ İNDİR (PDF)[/download]

Verimli öğrenmenin sağlanmasında kaygının zararları

Kaygı konusuna değinmeden önce, yakından alakalı olan, genel uyarılmışlık halinden söz etmek istiyorum. Genel uyarılmışlık hali; kişinin verimli bir öğrenme gerçekleştirebilmesi için hazır olmasıdır. Bilincin açık ve tamamen uyanık olması, enerjinin yapılacak işe verilmesi olarak ta tanımlanmaktadır. Ders yapmak istemeyen öğrenci, aslında yeterli uyarılmışlık düzeyine ulaşmamış öğrencidir.

Verimli bir öğrenmenin sağlanması için, kişinin genel uyarılmışlık halinde olması, gerekli motivasyona sahip olması ve dikkatin öğrenilen konuya odaklanmış olması gerekmektedir.

Kaygı belli düzeyler arasındayken, öğrenme sürecine olumlu etki etmekte ve verimli öğrenmeyi sağlamaktadır. Öğrencinin hiç kaygı duymaması yada yüksek düzeyde kaygı duyması ise, algı ve dikkatin (öğrenilene) odaklanmasını engellemekte, yani öğrenme sürecini aksatmaktadır.

Öğrenci, yüksek kaygısı yüzünden öğrenilenlere dikkatini verememektedir. Kaygı genel uyarılmışlık halini bozmakta, ayrıca yüksek kaygı ile baş etmeye çabalayan zihin, öğrenilen bilgileri hafızaya doğru kodlayamamaktadır.

Birçok alanda karşılaşılabilen bu duygu kendini çok çeşitli biçimlerde gösterebilmektedir. Örneğin matematik kaygısı, sosyal kaygı, bilgisayar kaygısı ve yabancı dil kaygısı gibi. Bu farklı türde ki kaygılar, aslında aynı ortak temelden, başarısız olma korkusundan kaynaklanırlar.

Kaygılı çocukların ortak özellikleri

  1. Diğer çocuklarla karşılaştırıldığında gerginlik veren durumlarda kendilerini rahatlatmakta güçlük çekerler.
  2. Kaygı bozukluğu yaşayan birçok çocuğun yaratıcılığı diğer çocuklara nazaran daha gelişmiş olmasına rağmen endişeyle başa çıkabilmek için yaratıcı planlar yapamazlar.
  3. Yaratıcı plan yapabilmiş olsalar bile çabuk pes ederler çünkü kendi duygularıyla baş edemezler ve sonucu hemen görmek isterler.
  4. Endişe duydukları durumlarda duygularını kontrol altına alıp bu hisleri aza indirgedikleri zaman bile kendilerini başarılı hissetmezler.

Kaygı ile korku genellikle birbirine karıştırılmaktadır. Aralarındaki en önemli fark; korku, bilinçli olarak tanınan, belirli bir tehlike (genel olarak dış baskı veya tehlike) karşısında ortaya çıkan heyecansal bir tepkidir. Kaygı ise kişi tarafından bilinmeyen, belli olmayan, objesiz tehlikelere karşı verilen heyecansal bir tepkidir.

Unutulmamalıdır ki; kaygı daha genel bir durumdur, korkudan daha şiddetli ve daha uzun sürelidir.

Kaygının nedenleri ayrı bir yazı konusudur. Lakin en sık rastlanan neden maalesef, ailedeki kaygının çocuğa yansımasıdır. Lütfen (belki) haklı saydığım konulardaki kaygılardan ötürü dahi, küçücük bedenleri etkilemeyiniz.

 

24 Kasım’da öğretmen olmak üzerine notlar

Bugün 24 Kasım öğretmenler günü, öğretmen olmanın haklı gururu ile bir yandan yapılan sırt sıvazlama haberlerini okuyor, diğer yandan da sosyal medyayı takip ediyordum. Sosyal medyada takip ettiğim öğretmenlerin “Öğretmenler günü” mesajlarını okurken, kutlama mesajlarının genelinde bulunan bir dil dikkatimi çekti. Özetleyecek olursak, öğretmen arkadaşlarımın çoğu, “Öğretmenlik Mesleğini Layıkıyla Yerine Getiren” öğretmenleri tebrik ediyorlardı.

Biliyoruz ki her meslekte, mesleği layıkıyla yerine getirmeyenler vardır. Lakin, öğretmenliği (mesaisi olan) bir iş olarak gören, kitaptaki konuları işlemekten gayrı bir sorumluluk hissi duymayan, ne yazık ki sayıları gün be gün artan ve adına öğretmencikler diyeceğim bu grup, öğretmenler zümresi tarafından, görmezden gelinemeyecek bir noktaya varmışlardır.

Nedenleri ve çözüm yolları üzerine konuşmaktan çok, bilinen bir tespiti dile getirmekti amacım. En büyük umudum, bu öğretmenciklerin, öğretmenlik idealine sahip eğitimcileri gözlemleyerek, doğru ve ahlaklı olanı kazanacak olabilme ihtimalleridir.

Bu vesile ile, üzerimde emeği ve katkısı olan kıymetli öğretmenlerim başta olmak üzere, tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlarım.

 

Sesleniş

Şiir Kapak

Bugün uzun bir aradan sonra
Tekrardan şiir yazmaya başladım
Sayfalar doldu bir bir ardınca
Karaladım eskiden olduğu gibi
Anlatıp durdu seni kalemim
Meğer söyleyecek ne söz birikmiş
Ne kadar çok dolmuş yüreğim

Gören ağlıyor sansın boş ver
İçim sevinçle dolu gözlerime bakma
Annesini bulan çocuğun sevinci benimkisi
Kaybolmuşken kalabalığın ortasında
Gerçi sen hiç bırakmamıştın
Ama daha bir sıkı tut ellerimden
Bak bu yazdığım şiirlerin hepsi sana

20.11.2013 – Kağıthane